16 Temmuz 2012 Pazartesi

Ya tanrı yoksa?? (3)

        Bu başlık altında bi zamanlar daha küçük parçacıklar ve hatta daha da küçükleri filan demiştim zamanında ve sonra daha da büyükleri olabilir demiştim. Amcanın biri daha küçüklerinin olabileceğini zaten benden önce söylemişti ama daha büyüğünün olma ihtimalini kimseden duymadım. :) Bu gece kendi big-bang teorimi yaratmaya karar verdim.

         Higgs bozonu diye bi  olay var, hızlandırılmış parçacıkların çarpıştırılması sonra daha küçük maddelerin gözlenmesi böylece dünyanın oluşumunun nasıl olduğunun bulunması gibi bir şey dersem bu higgs bozonu değil bütün olayın tanımı olur higgs bozonu o çarpışmada ortaya çıkacak parçacığın adı. Teknoloji biraz daha gelişsin kesin onun daha küçüğünü bulurlar ama benim olayım bunun tersi, çooooooooooooook daha geniş bi açıdan incelenmesi gerektiğini düşünüyorum ben. Bizim teleskoplarımızın göremeyeceği kadar büyük bi dünya?? Böylece zaman kavramından tutunda yaradılış teorisine kadar, evrim sürecinden dünyanın oluşumuna kadar her şeyin bi açıklaması olur, herkes mutlu olur. :-)

          Bu uzun düşünce maratonunun başında zaman kavramı ile başlamak çok daha anlamlı olacak sanırım tabi zamanı bi fizikçi gibi asla açıklayamam ama bu konudaki düşüncelerimi yazmak güzel bi başlangıç olabilir.

           Zaman bizim yaşadığımız sürecin belli bi aralıkta ilerlemesi olayı, evet sürekli ilerleyen değişen şeyler var ama dünya üzerinde geçen bir gün, her insan için ve hatta her varlık için aynı etkiyi mi yaratıyor? benim bedenim bir günde bir başkasına göre iki günlük yaşlanıyor olamaz mı? Ya da hayat olarak baktığımızda standart insan ömrünün 75 yıl olduğunu var sayalım, hayat boyu dediğimiz zaman 75 yıllık bir süreçten bahsediyo oluruz ama insan için hayat boyu 75 yıldır bi köpek için sadece 15 yıl sürer bi hayat, zaman köpeği daha hızlı mı yaşlandırıyor? Yani zaman kavramı sayısal olarak bakıldığında her canlı için aynı süre geçiyorken etkisi başka varlıklar için çok daha başka. Zamanın çok daha yavaş ilerlediğini düşünelim ve biz insanlar şimdiki hızımızdan onlarca kat yavaş hareket ediyo olalım diğer canlıların bizden çok daha hızlı hareket ettiğini onları bi an için gördüğümüz ve sonra yok olduklarını düşünelim onlar için yaşamıyorlarmış gibi mi davranacaktık? oysa onlar da doğuyo büyüyo çoğalıyo ve ölüyolar ama biz bunu gözlemleyemeyecek kadar yavaşız çünkü bizim zaman kavramımızda geçen bir saniye onlar için bir ömür anlamına geliyo olabilir, nitekim bazı bakteriler için ömür sadece bi kaç saat ile sınırlı ama onlar doğduktan sonra büyüyo, belli bi olgunluk seviyesinden sonra çoğalıyo ve zamanları dolunca ölüyorlar. Şimdi zamanı normale döndürelim ve her şey yaşanmaya devam etsin bakterileri biz çıplak gözle göremiyoruz bile, belkide bizden çok daha büyük boyuttaki canlılar da bizi keşfedemiyorlar çünkü biz onların zaman kavramında o kadar hızlı yık oluyoruzki onlar bizim varlığımızı anlayamadan çoktan yok olmuş olucaz? Zamana bi de bu yönüyle bakmak belkide bi çok şeyi açıklamak için gerekli olan anahtar olabilir.

3 Temmuz 2012 Salı

Çirkin gerçek!

Kabul edenler ve kabul edilenler olarak ikiye ayrılıyorlar önce, sonra üzülenler ve üzüldüğünü sananlar.

24 Haziran 2012 Pazar

Bahane?



Şüphe etmediğim tek şey şüphe ettiğimdir,
Şüphe ediyorum öyle ise düşünüyorum,
(bi çoğunuzun da bildiği üzre)
Düşünüyorum öyleyse varım.




1. dünya savaşı için kitaplarda;
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtının Sırp milliyetçi bir grup tarafından öldürülmesi sebep gösteriliyordu.
Bizim suriyeye girme sebebimiz için bi F4'ün suriye tarafından vurulması yazılacak :) 
Savaş bu bahanesi bol ;)

Mahrem ve Namahrem

           Olaya direk balıklama dalayım çünkü konu mahrem, hak var, anasının ak sütü gibi helal petrol büyük devletlere. Kafalarına göre giriyorlar içeri tüm pisliklerini boşaltıp zevki sefayı götürüyorlar memleketlerine bizimkilerde çıkışta kolonyalı mendil veriyorlar artık, teknoloji gelişti kolonya şişesi geçmişte kaldı. Gider ayak elimize veriyorlar üç beş bişey ağzımızı kapatmak için, bırak ağız kapamayı neredeyse gelin bize de girin diyecekler bizimkiler o derece. Neyse sözde balıklama dalıyordum ama yine dolandırdım, bu gün haberlerde Azeri bir amcayı gördüm, devlet toplu konut olayına girmiş orada da, bizde de var ondan diyordum tam içimden bir de ne duyayım amca "evlere para vermedik" dedi yok artık dedim sonra mikrofondaki  teyze "çalışıyor musunuz?" dedi adamcağız işsizmiş ve 3 çocuğu varmış, devlet ondan vermiştir herhalde dedim sonra teyzeden bir soru daha, "elektrik, su, doğal gaz bunları nasıl ödüyorsunuz?"  adam şaşkın şaşkın, onlara para vermiyoruz ki gibisinden bir şey söyledi. Lan böyle haber mi olur? Büyüklerin kulağına petrollerinin beleşe gittiği haberi giderse ne olur? Hiç mi düşünmüyorsunuz Azeri kardeşlerinizi? Yerin kulağı var sessiz olun yahu, Suriyeden sonra Azerbaycana gelmesin sıra. Bakın bize dibimizdeki petrolü herkesten pahalı alıyoruz, herkesten çok vergi veriyoruz, oh mis!

            Gelelim namahrem konuya, bu ara bizim tepedekilerin aklı sadece uçkurarına çalışır oldu, bi üç çocuk diyorlar sonra kürtaj yasak olsun her iş bi sonuca bağlansın diyorlar, noluyor yahu?

             Twitter da dayının biri doğmamış da olsa her insanın yaşama hakkı olduğunu eğer kürtaj olsa idik şu an bunları bile tartışamayacağımızı söylüyor ve müslüman olduğunu iddia ediyordu, tepedekiler de böyle iddia ediyor. Acaba bunlar çakma mı ki? Ya da beyinleri arada kürtaja mı gitti? Madem müslümansın kader denilen şeye inanmıyor musun diye sorarlar adam ama bir de şu var memlekette adam kalmadı ki. Soru da soramıyoruz yahu Melih efendi çok güzel sorular soruyor bu konu ile ilgili olaya birazda ordan devam edelim, teyzenin birisine özel bir mesajda sen  nereden biliyorsun çok mu kürtaj yaptırıyorsun? diye bir soru yöneltiyorum ama dediğim gibi soru bu, öylesin demiyor. Ben de buradan ona sormak istiyorum, Melih reyiz, "ŞEREF deyince akla ilk SİZ geliyormuşsunuz doğru mudur?" Belki bir gün denk gelirde okur ;)

                Son olarak söylemek istediğim yine memleketteki insanların son durumu, tüm bu olan bitenlerin arkasındaki gerçeği göremiyor musunuz???

29 Mart 2012 Perşembe

Sivil Darbe!

          Sivil darbe olur mu hiç yahu? Darbe dediğin şey hükümeti devirmek ve rejimi değiştirmek ya da el koymak demek, halkın seçtiği hükümet neden kendini devirsin, ona verilmiş hakları kullanıyor sadece. Yeni yasalar çıkarıyor, bu yasalarla insanları içeri attırabiliyorsa, kime ne? Halk ona bu yetkiyi verdiyse eğer isterse rejimi bile değiştirir ve kimsede ağzını açamaz. Nitekim açtırmıyorlarda.


          Son bir kaç gündür ülke gündemini meşgul eden 4+4+4 dedikleri yeni eğitim sistemi var bunu protesto etmek isteyen halk(böyle bi hakkı olduğunu idda edenler) bulundukları ilden Ankara'ya gelmeye çalışıyor, sen kimsin ki Ankara'ya gelip halkın seçtiği yönetimi protesto ediyorsun? Bu gücü nereden alıyorsun? Ülkede demokrasi var, sana seçme hakkı vermişler sandıkta oyunu atarsın, demokrasiyi sandıkta bırakırsın. Senin partin geldiyse eğer ne ala, yok başka bir parti geldi ise vay haline. Diyelimki senin partin gelmedi, diğer partide ezici bi üstünlüğe sahip o vakit mümkünse evinden dışarı adım atmayacaksın ağzını açmayacaksın dahi olaki açtın hatta eleştirmek gibi bi gaflette bulundun seni alacaklar bi güzel içeri, bir sene iki sene artık ne zaman sıkılırlarsa salacaklar, olay bu. Demokrasi dediğin olay böyle işliyo bu ülkede. Birileride çıkmış bizim protesto hakkımız var diyorlar, ne diyosun sen yahu dua et idam kaldırıldı içeri almak yerine kafanı gövdenden ayırırlar alim allah.

13 Mart 2012 Salı

Ten yanar!

                 Zaman pili biten saat gibi durmuyo malesef, yakıyo bazılarını. Dönmeye başladığında yeniden, belki saniyeler beklemeden geçer, yelkovan bir kaç dakika yüzüne vurur ama akrep gelipte oturduğunda üstüne saat geçmek bilmez. O akrep bi gün üstünüzde olacak, işte o zaman yanarak ölmeyi tercih edeceksiniz yakanlar. 


                 2 Temmuz bu ülkeden, bu ülke insanlarından, insanlıktan soğumak için fazla sıcak bi zaman aslında ama yaşanmışlık? Din adı altında yürütülen adi bi propaganda ile onlarca insanı yaktılar ve dindar oldular, cenneti garantilediler, allah yolunda hayırlı bir iş yaptılar. Bunun en büyük kanıtı 13.03.2012 dir, allahın yolunda olan insanlar tarafından aklandılar günahlarının olmadığı kanıtlandı bu gün, artık kimse suçlu diyemez onlara. Sıra onları yakmaya geldiğinde ne diyecekler? Bi hata mı etmiş olacaklar, af mı dileyecekler yalandan, birileri belkide içlerindeki insanımsı ufak yanlar alev alev yakacak onları, içten içten yanacaklar belkide ama sadece tenleri yanmayacak onların, acıyı dibine kadar hissedecekler.

28 Şubat 2012 Salı

Gülünce her şey geçer,
Bütün acılar diner,
Bütün üzüntüler unutulur,
Bütün yaralar iyileşir,
Bütün gidenler gelir,
.
.
.
Her şey gülünce geçer.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Sonu nereye varır?

          Bu yol nereye gider?
          Yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir.

          Peki içinde bulunduğum durum nereye varır?
          Durum da bi durma biçimidir adı üstünde.

          O zaman şunu sorarım, benim bu halim ne olacak?
          İşte olay bu.
          Ne yol bi yere gider ne de durum bi yere varır ama benim sonu pek iyi olmaz orası açık.

Ya tanrı yoksa?? (2)


              Korkunca sığınacak bir yer aramak sanırım hepimizin doğal hareketi olmuş, akşam vakti evde ailecek otururken bir anda elektrikler gittiğinde herkes bir anda korkuya kapılır, bir anda göremez oluruz saniyeler önce gördüklerimizi ve korku belirir o anda. Aslında her şey olduğu yerde duruyordur ama göremiyo olmamız korkutur bizi çünkü biz bilmediğimiz şeylerden korkarız aslında. Peki ya bu kelimeyi hiç duymadan büyüseydik? Korkusuz olabilseydik eğer neler değişebilirdi hayatımızda?


              Geçmişimize ama baya bi geçmişimize göz attığımızda insanların hangi maddelere ya da hangi durumlara ne dediklerini görünce korkunun neler yapabildiğini çok net görüyoruz. Yunanlar bu işte bir numara sanırım, ya da en çok duyulan örnek diyebiliriz çünkü en çok onlar sinema sahnesine taşındılar, daha sosyetikler yani. Haritayı açıp bulundukları yere bakınca güzel memleketleri olduğu çok net, denizle iç içeler ve yağmurları bol, suları bol gök gürültüsü de bol doğal olarak, yıldırımlar şimşekler vs. Şimdi bi düşünelim karanlıkta yürüyosunuz arkadan biri sessizce gelip avazının çıktığı kadar bağırsa ne olur? Yıldızlarda parmak iziniz kalır tabiki ama bi bakarsınız arkadaşınız size eşek şakası yapmış güler geçersiniz(girişmek de bi seçenek tabi) Peki yunanlar durduk yere gökyüzünden gelen sese ışığa nasıl gülecek??? Ona gülünmez işte o cısss, adı da yıldırım tanrısı ZEUS ;) çarpar filan, gülmemek lazım yani. Deniz demişken, adamlar gemi yapmışlar o kadar çıkıp güneşlenmiyorlar ama balık tutup yiyolar gel görki bi yıldırım bi gök gürültüsü deniz birden karışıyo  ama bu zeusun işi değil olsa olsa çakal kardeşinin işidir deyip ona da isim takmış bu yunanlar, adı da POSEİDON olsun demiş bi adam öyle kalmış. Bu adam kimlere ne isimler takmış hatta biraz sapık ruhlu bile olabilir diye düşünmüyo değilim açıkçası.Neyse ciddiyete geri dönelim, işin özü korktukları ne varsa ona tanrı demiş bu Yunan gençler, sonra birerde eş vermişler bunlara oooh, yüksek yüksek tepelere de ev kurmuşlar bunlar için, kimse ulaşamasın da çakma oldukları anlaşılmasın diye böylece kafası çalışan birileri çıkıpta yıldırımın tanımını, nedenini anlatınca Zeus olmuş deyus. Şimdi başka yerlerimizle gülüyoruz, "lan adamlar yıldırıma tapıyolarmış ne malmış bunlar." diye. :) 


              Konu nereye gitti yahu, korku diyoduk, Zeus'a bok atar olduk. Ya kimse korkmasaydı?? O zaman Zeusu kimse sallamaz mıydı? Hatta Zeus diye bi isim bile olmayabilir miydi? Bi korku koca devletin tüm sanatını ve politikasını hatta kim bilir nelerini etkileyebilmiş zamanında, öyle görünüyo burdan bakınca. Peki biz kimden korkuyoruz? Bizi ne yönetiyo???

23 Ocak 2012 Pazartesi

zaman!

           Hangi kitaptı hatırlamıyorum ama şöyle bir yazı okumuştum; "zaman sessiz bir testeredir." Evet cidden öyle, son yazımdan bu yana geçen 19 günün sonunda bazı şeylerin uçup gittiğini çok rahat görebiliyorum. Artık o güne nazaran daha umursamazım belki çok az ama öyle. O günkü yaptığım şeyleri yaptığım içinde pişmanım aslında. Aşırı tepki olduklarını düşünmüyorum ama banane deyip çeksem gitsem herkes için çok daha iyi olacaktı sanırım her şey.
          Bu gün olayın ortasındaki insanlardan biriyle konuştum sonunda ve ilk duyduklarımın bi kısmının yalan olduğunu öğrendim, böylece bir şeyi doğru yaptığım ortaya çıktı, peşin hükümlü olmamak doğru bir hareketmiş o an için ve bu kendimi az da olsa dizginleyebilmeye başladığımı gösterdi bana. :)
         İnsanların birbirlerini nasıl bu kadar kolay harcayabildiğini gördükçe cidden üzülüyorum, iftira atmak, başkasına, kendini kurtarabilmek adına çamur atmak ne kadar basit olmuş ya da insanların arkasından konuşmak ve saçma sapan yakıştırmalar yapmak ne kadar sıradanlaşmış.
          Neyse, görünen o ki bi yerden sonra bunların bana da sıradan gelecek olması düşüncesi asıl üzücü olan kısım. Olayın sonunda neler olacak tahmin etmek artık daha kolay oldu ama yine de peşin hükümlü olmamam gerek diyorum. Bekliyoruz.

5 Ocak 2012 Perşembe

Zor be abi!

           Bu gün ipleri kopardığım, insanlıktan çıktığım gündür. Bir kaç arkadaşa çok ağır şeyler yaptım ve sanırım bunun sebebi artık sene sonunun gerginliğinden çok insanların yaptıklarına katlanamıyor oluşumdur. Hak ettiler mi? Kimse bu denli tehditleri ya da tavırları hak ediyor olamaz ama bazen bazı şeylerin yapılması gerekir ve sanırım bu günde bunların yapılması gerekiyordu. Peki şu anki düşüncelerimle bunu yapar mıydım? Yapmazdım, ne haliniz varsa görün der susardım ama yapamadım. "Fazla yardım edip ufak bi karşılık beklerde alamazsan etkisi büyük olur." İşte bu günün özlü sözü budur ve sanırım bunu ilerde bi kaç kere daha okuyup daha ciddi olmalıyım herkese karşı, peki olabilir miyim? Onu da yapamıyorum maalesef, her seferinde insanlara yardım etmek zorunda hissediyorum kendimi oysaki kimsenin, benim ihtiyacım olduğu kadar yardıma ihtiyacı olduğunu sanmıyorum çünkü kimse bu denli (arkadaştan yana) benim kadar üzülmemiştir. Samimiyetin gereksiz olduğunu düşünmeye başlıyorum artık ve yanlış insanlardan uzaklaşmaya korkuyorum. Kimin gerçek olduğuna karar vermeliyim bir ara ya da kimlere set koymam gerektiğine!...

3 Ocak 2012 Salı

İki güncel

             Bu gün bahsetmek istediğim birbirinden ayrı iki konu var, aslında başlıkta olduğu gibi iki güncel değil birisi güncel diğeri yıllardır kabul edilemeyen bi gerçek.
             İlk olarak güncel olayı anlatmak lazım sanırım, çok net görünüyo aslında ama memlekette mal çok anlayamıyor, onu geçtim gezegende de mal çok ama yapacak bişey yok. Savaş kapıda hemde öyle çok uzun bi zaman sonra değil bildiğiniz 3-5 sene sonra belkide daha yakın ve biz baş roldeyiz. Orta doğuya kim hakim olacak onu belirlemeye çalışacaklar ama bu görünen sebep bunun altında gizlenen asıl konu bence bizim memleketi kimin ele geçireceği, bu konuda şahıs olarak ne yapılabilir bilmiyorum ve bahsi geçen o kudret hala kendini gösteremedi, belki bıçak kemiğe dayanınca aklı başına gelir. Bir de şu var, şu an ülkede demokrasi var mı, varsa eğer bildik demokrasiden farklı bi adı olmalı parodemokrasi gibisinden, o baştaki paro aslında bildik paranın bir bankadaki puan ismi, yakıştı diye öyle yazdım, neyse dağıtmayalım. Öyle söylememin sebebi parası olan millet vekili olabiliyor olmayan anca vekil atayabiliyo bunun adı mı seçme özgürlüğü? Bence bu tam olarak durduk yere bi insana; "seni boğarak mı, yakarak mı, kurşuna dizerek mi öldürüyüm?" demek, e yaşama hakkı nerede? işte bu yüzden adı demokrasi değil tam olarak ekli köklü başka bişey. Bu savaşla belki farklı bir sistem ortaya çıkar. Yönetimi belki halk alır, ya da en azından başkalarının emri altında olmayan birileri ama bu da pek mümkün görünmüyor :-/ Bu savaşı olurda doğu alırsa eğer çoooooooooooook köklü değişiklikler olabilir ama batı(alma olasılığı çok yüksek) alırsa her şey daha sağlam şekilde oturur yerine ve kim kazanırsa kazansın en büyük zararı bizim memleket görecek çünkü tam ortasındayız savaşın. :-/


            Gelelim 2. konuya, ufaklığımdan beri merak ve araştırma içinde olduğum evrim konusu hakkına bu ara çok şey duyar oldum ve yeni bir şey öğrendim ki bu, benim düşüncelerimi kanıtlar nitelikte. Bence Evrim hızlanarak devam ediyor. Hep diyolar ya evrim bitti, evrim durdu, yok öyle bi dünya. Evrim çok daha hızlı şekilde devam ediyo ve bunu biz çok fazla etkiliyoruz bu durumu, Sanırım Rusyada, bir adam özel bir köpek türü üretip bunun üremesine 30 yıl gibi bi süre devam etmiş ve en başından beri köpeğin fiziksel durumuyla birlikte hislerini kontrol etmiş, köpeklerin burnundu en başından bu yana yani 30 sene gibi kısa bi sürede 45 derecelik eğilme olmuş bunun yanında doğan köpekler narkotik anlamda tam donanımlı doğmaya başlamışlar. Yeni doğan köpekleri hava alanına götürüp bıraktıklarında eroin kokain gibi malzemelerin yerini hiç bir eğitim almadan bulabilir duruma gelmişler yani. Evrimin ne demek olduğunu bilen biri için bu kesin bir kanıt olabilir ama başkaları için saçmalık olarak görülür. Bunun yanında insan üzerindeki değişmelere bakılınca artık daha güçlü bir beyne sahip olduğumuz çok açık, yeni nesiller daha da zekileşerek üremeye devam ediyor elimde hiç bir kanıt yok ama tahminim 40-50 senede bir insanlar 2 kat daha zeki hale geliyor, ayrıca vücut şekillerimiz değişiyor ufacık bir örnek, sürekli köşelere çarptığımız küçük ayak parmağımız artık kullanılmıyor ve yok oluyor, geçmişe baktığımızda oradaki boğumun hareket ettiğini görebiliyoruz ama artık bir çok insanda belkide tamamında tek halde ya hareket ediyor ya da edemeyecek kadar kötü durumda. Bu böyle uzaaaaaaaaaaaar gider, bunun da devamı gelecek. ;)